Herkese merhaba!
Halbuki ne kadar da kararlıydım blog yazmaya, ama yok zor zanaatmiş oturunca başına dank etti. Hani herkes düşünür ya böyle ben bir şeyler yazıyım, içimdekileri dökeyim, başkaları da okusun kah benle üzülsün kah benle mutlu olsun... Heh, aynı ben de öyle düşündüm işte. Yabancılarla konuşmak rahatlatırmış ya o mantıkta tam yol devam :)
Her gün, yani her akşam, buraya oturayım o gün başımdan geçenleri yazayım istedim. Başta düşünmedim değil ne yazacağım diye, çünkü günlük gibi bir şeyler yazsam olmayacaktı. Küçükken illa çoğumuz yazmışızdır en güzel yazımızla "Bugün kalktım, kahvaltı ettim, okula gittim, eve geldim, yemek yedim, televizyon izledim sonra da uyudum" diye. Of ya imreniyor insan o zamanlara, cidden basit yaşamak iyi ama lafta.
Başlayalım bakalım...
Bugün noldu?
Hani pek birşey de olmadı akşama kadar... Mühim olan, anlatmak istediğim akşamki kısmıydı zaten. Kötüydü yav :/ Noldu biliyor musunuz, ya olur ya hani böyle bazen birşeyleri/birilerini seversiniz elinizde olmadan. Ha bak aşk falan olmak zorunda değil! Kendi çapında böyle küçük, gördüğünüzde sizi gülümseten, dilinizi dolandıran, göbeğinizi içinize çektiren bir his de olsa yeter. Buraya kadar güzel... Aksiyon şurada, ya o hissi hissetmeniz yasaksa, yani yapmamanız gereken şeyler yapıyor, hislerinize yanlış olduklarını bile bile yeniliyorsanız?
Bu durumda hoooop mantık giriyor devreye. Diyor ki "Yapma, etme, eyleme bak sen üzüdüğünle kalacaksın en sonunda, içinde yaşayacaksın her şeyi, kimseye söyleyemeyeceksin, haberleri olmayacak, sonra da her zamanki gibi ne kadar yalnız olduğunu fark edeceksin". O nokta kötü işte. Dip noktası derler ya, o. Zaten oradan sonra iş "Zaten ben de çok gereksiz bir insanım, ne işim var ki benim burada, en iyisi gideyim ben buralardan"a geliyor, gidilemeyeceği fark edilince de gelsin mendiller, gitsin çikolatalar... Hele bir de malum şahıs sulugözlüyse film kopuyor.
Hadi diyelim ki başardınız, en azından başardığınızı sandınız, ya sonra? Yanınızdan geçip gidiyor, şöyle bir selam verip yolunuza devam ediyorsunuz, hiçbir şey olmamış gibi aynen devam... Bunlar aşılması basit bile geliyor bir süre sonra. Niye zor olsun ki? Alt tarafı ters yönlerde atılmış birkaç adım ve yüze yerleştirilen anlamsız bir gülümseme...
En zor ne zaman biliyor musunuz? O'nu bir başkasıyla gördüğünüzde... İşte o zaman, tam o yerde, o noktada yerinize çakılıp kalıyor, daha fazla gülümseyemeyeceğinizi fark ediyorsunuz. Yalancıktan bi sırıtış kurtarmıyor ki durumu, fark edilmemek için nereye kaçacağınızı şaşırıyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz ki ya yatağınızdasınız, ya kulağınızda müzik etrafta gelişigüzel yürümeye başlamışsınız. Tabi burası kişiden kişiye değişir. Belki de bir başkası kendini içkiye vurmayı da tercih edebilir, sarhoş olup her şeyi kısa bir süreliğine de olsa unutmayı... Ben ne mi yaptım? Oturdum, yazdım, döktüm içimdekileri. Konuşacak kimsem yoktu çünkü, kim anlasın ki beni? En yakın arkadaşım mı? Bir yere kadar. Ailem? Büyük konuşmayayım ama hayatta söylemem. Sevgili? Olsa ne arıyorum ben burada :)
Ee bir de yeni beraber olduğu kişi arkadaşınızsa üzerine bal kaymak niyetine pek hoş oluyor, test edildi, onaylandı. O zaman zaten kime anlatsanız, baştan hatalı sizsiniz, hemen söylevler başlar: "Aa, olur mu hiç, arkadaşın o senin!" veya şu da mümkün: "Sevenlerin arasına girilmez, sen en iyisi unut, git başkasını bul". "Çok kolaydı canım, elimi sallasam ellisi de işte ben de zevkten böyle kendime acı çektirmekten hoşlanıyorum" diyebilirsiniz mesela bu durumda. O zaman karşınızdakinin renk değişimi görülmeye değer ;)
Neyse, sonuç olarak en kötüsü ne arkadaşlarınızın tepkisi, ne de beraber olduğu kişinin kim olduğu... En kötüsü sizin kendi kendinize yenilmiş olmanız. "Tamam ben oldum artık, kendi yolumu çizdim, unuttum onu, gidiyorum, elveda" dedikten sonra bir anda her şeyin yeniden alevlenmesi. Şimdi en başa saralım kafamızın içinde çalıp duran, şu içine en eğlenceli, en sevdiğimiz şarkıları kaydettiğimiz kasedi. Aa aradaki küçük cümleleri de unutmamak gerek, kendi kendimizi iyileştirme gibi gereksiz çabalarımızın olduğu cümlelerin kapladığı yer de pek de azımsanacak gibi değil hani.
Haydi bakalım, benden herkese tavsiye, içinizi dökün gitsin! Yabancılarla konuşmak gerçekten rahatlatıyor ;)